"Biz bu Kur'an-ı ders alınsın diye kolaylaştırdık, ders alan yok mu?" (Kamer54/22)
Yazılı Soru-Cevap > Hz. Muhammed (ASM)
Peygamberimizin insani yönü, alemlere rahmet olması, hadislerin Kuranı açıklaması ve tebliğde yakınlarından başlaması
 
Soru : 1) Hz Muhammedin insani yönlerini ayetlerle açıklayınız 2) İnsan peygamberi niçin insanlardan seçilmiştir. 3) Peygamberimizin insanlara rahmet olan 3 özelligi nedir. 4) Peygamberimizin Kuranı açıklaması niçin insanlık için önemlidir. 5) Hz Muhammet tebliğe neden ilk önce yakınlarından başlamıştır.
   
Cevap :
 

Peygamberimizin beşeri ve risalet yönü

Hz.Peygamberin birbirinden farklılık arzeden iki şahsiyeti vardır :

1-Beşerî yönü

2-Risalet yönü

Hz. Peygamber, beşeri yönü itibariyle bizim gibi bir insandır. O'da yer, içer, sıcaktan soğuktan etkilenir. Yarın ne olacak, ilerde neler olacak bilemez.

Risalet yönüyle ise, vahye mazhardır. Allah'dan gelen mesajlara bir alıcı durumundadır.

Peygamberin bir beşer olması, O'nun için bir noksanlık değil, aksine bir kemâldir. Bir beşer değil de, bir melek olsaydı, insanlara önder olamazdı, rehberlik edemezdi.

Sahabiler, Hz. Peygamberin beşeriyet ve risalet yönlerini ayırt edebiliyorlardı. Mesela, Bedir savaşı öncesi Rasulullah orduyu bir yere yerleştirdiğinde sahabilerden Hubab B.Münzir "Ya Rasulullah, eğer buraya yerleşmemiz Allah'dan sana gelen bir vahiyle değilse, suları tutup düşmana göre avantajlı bir durumda olmamız daha uygundur" der. Hz.Peygamber uygun görür. Hubab'ın görüşüne göre hareket edilir.

Rasulullah risalet yönüyle bir takım gaybî sırlara mazhardır. Bunun en büyük delili başta kur'an'dır. Kur'an'ı Kerim'de bunun çok örneklerine rastlamaktayız.

"Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir sır söylemişti. Fakat eşi, bunu başkasına haber verdi. Allah bunu, peygamberine bildirdi. Peygamber, bir kısmını söyleyip bir kısmından vaz geçmişti. Peygamber bunu haber verince eşi "bunu sana kim haber verdi" dedi. Peygamber, "Alim ve Habîr olan Allah haber verdi" dedi" (Tahrîm, 3)

Peygamberimizin rahmet olarak gönderilmesi

Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. Bu ayette Hz. Muhammed'in, ancak alemlere rahmet için gönderildiği belirtilmektedir. Rahmet acımak anlamına gelmektedir. Ayetin anlamı şudur: Allah insanlara acıdığından dolayı onları hurafelerden, kötü huylardan kurtarmak ve doğru yola yöneltmek için Hz. Muhammed'i göndermiştir.

Hz. Muhammed (sav)'den önce insanlar birbirlerini yiyorlardı. Kuvvetliler zayıfları eziyor, kadınlar hakaret içinde tutuluyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, insanlar elleriyle yaptığı putlara tanrı diye tapıyorlardı. Dünya küfür ve sapıklık içinde yüzüyordu.

İşte yüce Allah İnsanları bu haksızlıklardan kurtarıp özgürlüğe kavuşturmak, zayıfları korumak, ruhlarını vehim ve hurafelerin tutsaklığından kurtarmak için Hz. Muhammedi göndermiştir. Onu göndermesi, insanlara acıdığından, şefkatinden dolayıdır. O, bizatihi alemlere rahmet olmuştur. Çünkü getirdiği prensipler, onların mutluluğuna sebep olmuştur. Müslim'in rivayet ettiği bir hadisi şerife göre: Müşriklere beddua etmeini söyleyenlere: Ben lanetçi olarak değil, alemlere rahmet olarak gönderildim. " demiştir.

Peygamberimizin Kuranı açıklamasının önemi

Cevap için tıklayınız

Tebliğde Yakınlara Öncelik Vermek

"(Önce) en yakın akrabanı uyar. sana uyan müminlere (merhamet) kanadını ger. Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım." âyeti mürşitlerin mürşidi Hz. Muhammed (a.s.)'in, işi kendi yakın çevresinden başlatmasını emretmektedir.

Hz. Peygamber (a.s.)'ın kendi nefsinden sonra tebliğ işini kendi yakınlarından başlatması birçok yönden dikkat çekicidir. Çünkü onu yakından tanıyan kendi yakın çevresidir. Öncelikle onların irşad edilmesi gerekir. Çünkü bu metot bir kaç yönden fayda sağlayacaktır:

Birincisi: Kendi yakınları herkesten daha çok onun dürüstlüğünü bildiklerinden, daha çabuk imana gelebilirler. Üstelik insanoğlunun yaradılışında yakınlarına karşı cibillî taraftarlık da söz konusudur. Bundan da istifade etmek gerekir. İman etmediği halde Hz. Peygamber (a.s.)'e hayatı boyunca yardım elini uzatan amcası Ebû Tâlib'in durumu bunun güzel bir örneğidir. Nitekim İlk Müslümanlar da onun bu yakın çevresinden oluşmuştur. Eşi Hz. Hatice, hizmetçisi Hz. Zeyd, yakın arkadaşı Hz. Ebû Bekir ve bir mânevî evlâdı hükmünde olan amcasının oğlu Hz. Ali gibi bahtiyarlar, bu altın neslin ilk halkasını teşkil etmişlerdir.

İkincisi: Câhiliye dönemi insanlarının iliklerine kadar işlenmiş olan eski adetlerin terk edilmesi gibi nefsin hoşuna gitmeyen hususlara kendi yakınlarından başlaması, kendisinin samimiyetini ve işin ciddiyetini ortaya koymaya yeterli bir davranıştır. Bugünkü insanlar da yapılması veya yapılmaması gereken hususlarda işi kendi yakın çevresinden başlatmış bir kimsenin samimiyetine içtenlikle inanır ve onun sözüne daha çok itibar ederler.

Üçüncüsü: Yakınları arasından davasına karşı çıkanlar için de hiçbir taviz vermemesi ve Ebû Leheb olayında olduğu gibi, amcasına karşı bile pervasız tavır sergilemesi, onun vaz geçmesi imkânsız bir gerçeğin peşinde olduğunun göstergesidir.

Dördüncüsü: Câhiliye döneminde varolan ırkçılık anlamındaki haklı-haksız demeden kendi yakınlarını koruma âdetini bertaraf etmek için öncelikle onları hayra davet etmek gerekiyordu. Böylece bu dâvete icabet etmeyen yakınlarını bırakıp, dâvete icabet eden yabancıları candan dost edindiğini, dost ve düşmana kanıtlama imkânını verecekti ve vermiştir.

Bediüzzaman'a göre de, insanın yapması gereken işlerin lüzum sırası kişinin kendisinden başlayıp küçük çevreden büyük çevreye doğru orantılı olarak giden bir çizgi takip etmektedir. Ömür sermayesi pek az olan insanoğlunun lüzumlu işleri bırakıp da lüzumsuz işlerle vakit geçirmesi telafisi imkansız zararlar doğuracaktır. Onun için kişinin önce kendi nefis, kalp, akıl ve mide dairesinden; beden ve aile dairesinden; mahalle ve şehir dairesinden; vatan ve memleket dairesinden; yerküresi ve insan nevi dairesine; hatta tüm canlılar ve dünya dairesine kadar birbiri içinde mütedahil dairelerdeki vazifelerini lüzum sırasına göre öncelik tanıyan bir çizgiyi takip etmesi şarttır. Çünkü küçük çevrede sıkça ve büyük görevler; büyük çevrede ise, ara sıra ve küçük görevler ters orantılı olarak bulunmaktadır.

 
732 Okunma
 
 
 
 
 
 
En Son Eklenenler
Allah´ın birliği için bazı ayetler ...
Yabancı bir kızla tokalaşmak; karş ...
Bir adamın yıl başında 200 gram alt ...
Arabaya zekat düşer mi?
Bediüzzaman Hazretleri "Yani, eskiden ...
Alacakların zekatı
Zekat verene zekat düşer mi?
Zekati verilmis paranın zekatı yine v ...
İki zengin müslümanın farklı harca ...
Arsaya zekat düşer mi
Sevilen şeylerden sadaka verme
Ticari taksinin ve gelirlerinin zekatı ...
Öşür verilmeyen evde yenir içililir ...
Yurt dışında olan bir kişi fitresin ...
Teyze`ye zekat verilir mi?
 
La İlahe İllallah
 
Facebook Sayfamız
 
 
Abdest
Adalet ve Dünya
Ahiret, Ölüm ve  Sonrası
Ahlak ve Maneviyat
Aile
Allah
Bayramlar ve Dini Günler
Büyü ve Fal
Cinsel Hayat
Diğer Dinler
Diğer Kutsal Kitaplar
Diğer Peygamberler
Efendimiz ve Hadisler
Evrim
Faiz
Fıkıh Usulü
Genel İbadet
Hac - Umre
Helaller ve Haramlar
Hurafeler
İlham ve Vahiy
İlim - Bilim - Teknoloji
İnsan
İslam Dini
Kâinat ve Dünya
Kaza - Kadar
Kur'an-ı Açıklama Usulü
Kur'an-ı Kerim
Kurban
Melekler
Metafizik
Mezhepler
Muhtelif Meseleler
Namaz
Nikah
Ramazan ve Oruç
Sağlık
Sahabeler
Siyaset
Tasavvuf ve Tarikat
Tavsiyeler
Tesettür
Ticaret
Toplum - Millet - Devlet
Yiyecekler ve İçecekler
 
 
Dostun Evi, Gönüllerdir...